2563
Selametle...2563




"Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu.."N.F.K

• 27/11/2009 - Hayırlı Bayramlar...

"Bize emredilen bütün ibadetler yüce Allah’ı zikir içindir. Allah’ı zikir, kalp, dil, beden ve halle olur. Bunun için her ibadette niyet, ihlas, edep ve kalp uyanıklığı istenir. Namaz, oruç, hac, kurban, ilim öğrenmek, hayır hizmetlerine koşmak gibi, dinimizin emrettiği bütün ibadet ve işler, Allah’ı yüceltmek, kalbi uyandırmak, Hakk’a ve halka karşı edepli olmak, kulluk yapmak, ilahi dostluğu tatmak ve iman ahdine vefa göstermek içindir. Hepsinin hedefi güzel kulluk yapıp rızaya ulaşmaktır. Ancak ibadetlerimizde niyet kadar o ibadetin gereklerini de öğrenmemiz gerekir. Böylece kulluğumuzu daha güzel yerine getirebiliriz..."

Dilaver SELVİ

 

Gerçek Müminlerdeki Bayram Anlayışı

Hz. Ömer’in (r.a) oğlu, bir bayram arifesinde babasının yanına gelir. Üzerindeki elbiseler eskidir. Yeni elbise için de ne vakti ne de nakdi vardır. Hz. Ömer oğluna baktığında hüzünlenir ve ağlar. Oğlu “Baba niçin hüzünlendin?” diye sorar. Hz. Ömer onun eski elbise içinde bayrama çıkmasına hüzünlendiğini söyleyince, oğlu şu güzel cevabı verir: “Babacığım, ben Allah’a şirk koşmadım, baba ve anneme isyan edip onları üzmedim, kimsenin malını çalmadım, hakkını üzerime geçirmedim, üzerimde bir kul hakkı yok. Elbisem eski fakat temizdir, namaz kılmaya mani değildir. Bundan sonra ben niye üzüleyim ki!” Hz. Ömer oğlunun bu güzel sözlerini duyunca sevinir. “Doğru söyledin oğlum” der ve başından öper. Böyle bir evlat verdiği için Allah’a hamd eder.
Hz. Ali (r.a) Irak’ta bir grup insanın güzel elbiselerle süslendiklerini görür ve yanındakilere “Bunlar niye bu şekilde giyinmişler?” diye sorar. “Bugün onların bayramıdır” denilince Hz. Ali “Allah’a karşı isyan edilmeyen her gün bizim bayramımızdır” der.

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 25/11/2009 - Er Kokusu,Gül Kokusu

Ziyaret için Hâce Muhammed Baba Semmâsî’nin mezarının bulunduğu külliyeye vardığımızda, etraftaki rengârenk güllerin kokusu yanında, kemerli ana giriş kapısının alınlığına yazılan ayetle de
Efendimiz (s.a.v.)’in hatırlatılmak istendiğini fark ettik.


Buhara’nın biraz dışındaki Ramiten’de Hâce-i Azîzân Ali Râmîtenî k.s. hazretlerini ziyaretten sonra dönüp Semmas’a, Hâce Muhammed Baba Semmâsî’nin k.s. mezarına yöneliyoruz. Okuduklarımızın tesiriyle olmalı, güller arasında, elinden budak makası düşmüş, vecd halindeki bir Allah dostunun görüntüsü var hayalimizde. Bağındaki asmaları budarken dalıp dalıp giden, bahçesindeki gülleri koklarken kendinden geçen Hâce Semmâsî, bu renk ve kokuların götürdüğü mana âleminde nereleri dolaşıyordu, bilemiyoruz.
Fakat bildiğimiz bir şey var: Hâce, güle, gülün kokusuna herkesten çok âşina. Gülü en iyi o biliyor, gülün kokusunu en iyi o alıyor. Kasr-ı Hinduvân’dan geçerken, “Bu topraktan bir adam gibi adam kokusu geliyor. Kasr-ı Hinduvân yakında Kasr-ı Arifân olacak” deyip Şah-ı Nakşibend’in doğacağını o henüz dünyaya gelmemişken müjdeleyebiliyor bu yüzden. Ondaki gül kokusunu aldığı için Sühari’de güreş tutan delişmen genci bir nazarla peşine düşürüp Seyyid Emir Külâl eyleyebiliyor. Daha birkaç günlük bebek iken dedesinin kucağında ziyaretine getirildiğinde manevi evlat edindiği Şah-ı Nakşibend’i, terbiye ve himayesi için Emir Külâl’e özellikle ısmarlıyor. Gülü güle emanet ediyor ki kokusu katmerlensin, kâinatın en güzel gülünün hasret kalınan kokusu Buhara’yı bürüsün, oradan yedi iklim dört köşeye yayılsın.
Öyle de oluyor.
Buhara’nın Etrafı Güldür
Sâdât-ı Kirâm’ın Abdülhâlık Gücdüvânî ile başlayıp Hâce Ârif-i Rîvgerî, Mahmud İncîrî Fağnevî, Ali Râmîtenî, Muhammed Baba Semmâsî ve Seyyid Emir Külâl hazerâtı ile devam ederek Şâh-ı Nakşîbend’de nihayetlenen Hâcegân Silsilesi’nin tamamı (Allah onların sırrını takdis eylesin) Buhara’nın civar köy yahut kasabalarında doğmuş, irşad faaliyetlerini buralardan yürütmüşler. Buhara’yı adeta bir himmet halesiyle kuşatan Hâcegân erenlerinin mübarek kabirleri de yine dergâhlarının bulunduğu yerlerde.
Dünyanın en eski şehirlerinden biri Buhara. Bugün Özbekistan sınırları içindeki bu yaşlı kent miladi 8. asırda İslâm’la şereflenmiş. Kaynaklar, Şah-ı Nakşibend’in vefat ettiği 1389 senesinde Buhara’da 360 cami ve 113 medrese bulunduğunu haber veriyor. Aynı tarihlerde Buhara’yı Batılılar “İslâm’ın Roma’sı”, müslümanlar ise “Buhara-yı Şerîf” diye anıyorlarmış.
Buhara’nın nail olduğu bu şeref ve bereket, hiç şüphesiz Rasul-i Zîşân s.a.v.’e muhabbetle ittiba’ın eseri. Biliyoruz ki Hâcegân ulularının ve onların devamı olan Nakşibendî yolunun en bariz vasıflarından biri Rasulullah s.a.v. muhabbeti ile O’nun sünnet-i seniyyesine riayet titizliğidir. Sâdât, bu bölgede  asırlarca Kur’an ve Sünnet’ten zerre kadar taviz vermeyen bir tasavvuf hareketini sürdürmüş, ayet ve hadislerin hassas imbiğinden süzdükleri güzelliklerle gönüller yapmış, Habib-i Kibriyâ s.a.v.’in aşkıyla gönüller aydınlatmış. Ümmî Sinan’ın dediği gibi “gülden terazi tutmuşlar; gül almışlar, gül satmışlar” Buhara ve çevresinde.
Bunu fark ettiği için olmalı, bağımsızlıktan sonraki Özbek yönetimi Buhara’yı çevreleyen Sâdât mezarlarının etrafını gül bahçeleriyle donatmış. Gülden bir himmet kuşağıyla eskisi gibi sarıp sarmalamışlar yine Buhara’yı.
Peygamber’e Salât ü Selam
Ziyaret için Hâce Muhammed Baba Semmâsî’nin mezarının bulunduğu külliyeye vardığımızda, etraftaki rengârenk güllerin kokusu yanında, kemerli ana giriş kapısının alınlığına yazılan ayetle de Efendimiz s.a.v.’in hatırlatılmak istendiğini fark ettik. Ahzab suresinin, “Şüphesiz ki Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” mealindeki 56. ayetiydi bu.
Geniş bir sahayı kaplayan bahçeyi geçip, yolun sonunda merkadin hemen bitişiğindeki mescide ulaştığımızda “Delâil-i Hayrât” okuyanları görünce anladık ki ziyaretçiler kapıdaki ayetten haberdardır. Büyük giriş kapısının iki yanında bulunan ve diğer ziyaretgâhların müştemilatında görmediğimiz, abdest almaya mahsus bölmeler de bunun için yapılmış olmalı. Nakşî yolunun da evradından, bir salâvat-ı şerife güldestesi olan Delâil’in abdestli iken okunması gerekiyor çünkü.
Ahzab suresinin 56. ayeti Rasul-i Ekrem s.a.v.’e tazim ve bağlılık sadedinde geliyor. Müminlere, Hz. Peygamber s.a.v.’e hürmet, muhabbet ve sadakatlerinin ifadesi olmak üzere salât ü selam okumaları emrediliyor. Bizim için hem Rasulullah s.a.v.’i hatırlamaya vesile olan bir dua, hem bir teşekkür borcu yani.
Bu sebepledir ki tasavvuf ehli namazlarda tahiyyatta okuduğumuz selâm ve “salli - bârik” dualarındaki salât ile yetinmemiş, salât ü selam için her fırsatı değerlendirmiştir. Tasavvufun şekillendirdiği kültürümüzde yine bu sebeple gündelik hayat adeta salâvat-ı şerifelerle yaşanmaktadır. Anadolu’da cuma gecesi yatsı, cuma günü ise sabah ve cuma namazı ezanlarından önce minarelerden salâvat okunur mesela. Halk arasında “salâ vermek” denilir buna. İnsanlarımız birbirleriyle musafaha ederlerken, hayırlı bir işe başlarken, gül koklarken, namaz için kıyama kalkarken, namazı bitirince, dualardan önce ve sonra salâvat getirir.
Musıkî üstadlarının bestelediği değişik salavat örnekleri hâlâ huşu ile okunmaktadır. Ulemanın, Hz. Peygamber s.a.v.’in adının anıldığı bir mecliste bir kere salât etmenin yeterli olduğunu söylemesine rağmen, bizim insanımız Alemlerin Efendisi’nin adını her duyuşunda “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed”, “sallellâhü aleyhi ve selem”, “aleyhissalât ü vesselâm”, veya “aleyhisselâm” diyerek salât ü selamda bulunur.
Aşk Ateşiyle Tesviye
Müfessirler, müminlerin Peygamber s.a.v.’e salât etmesinin O’na yönelip yaklaşmak, O’nu dua ile överek yüceltmek manalarına geldiğini izahtan sonra bunun hürmet, muhabbet ve şükran duygularının eseri olması gerektiğini söylüyorlar. Hürmet, muhabbet ve şükranla teveccühün nişanesi ise Resulullah s.a.v’.e her bakımdan ittiba etmek. Salât ve selam getirmekten murat, yüreklerdeki sevgisini her dem tazeleyip, ruhaniyeti ile irtibat kurarak O’nun nurundan istifade etmektir diyorlar kısaca.
Elbette hadis-i şeriflerle sabittir ki salâvat-ı şerife okumak rahmete, günahların affına, duaların kabulüne, sıkıntıların giderilmesine vesiledir. Fakat aslında bütün bunlar salât ve selam ile dile getirilen Peygamber aşkının semereleridir. Bu aşk ne kadar alevli ise bizim emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmamız ve Rabbimizin rızasını kazanmamız o kadar mümkündür. Öyle ya, “salât” kelimesinin kökünde “eğri ağaçların ateşe tutularak düzeltilip doğrultulması” manası da var. Ehli bilir, ney yapımında kullanılan kamışlar ateşe tutularak düzeltiliyor. Belki bir ateşle dosdoğru hale gelebildiği içindir ki ney, derin nağmelerle ürpertebiliyor yürekleri.
 Hacı Bayram-ı Velî’nin “Yanmada derman / Buldu bu gönlüm”
dediği de bu olsa gerek.
Salât ve selamın gönüllere buldurduğu bir derman daha var ki Semmâsî hazretlerinin kapısındaki ayet daha ziyade bunun için seçilmiş gibi geldi bize. Salât ve selamlarla büyütülen Peygamber aşkı insana “er kokusunu alma” kabiliyeti kazandırıyor. Er kokusu gül kokusudur çünkü. Güle aşina olmak, gülün kokusuna aşina olmaktır. Rasul-i Ekrem s.a.v.’e salât ü selamlarla yaklaşıp O’nu tanıyanlar, O’nun kokusunu taşıyan vârislerini de tanımakta zorluk çekmeyeceklerdir. O’nun kokusu, Sünnet-i Seniyyesidir.
Öte yandan demek ki bu koku, âlimlerin, kâmil mürşitlerin alâmet-i farikasıdır. Onun için Nakşibendî yolunda keramete değil istikamete itibar edilir. Onun için havada uçana, suda yürüyene değil Sünnet-i Seniyyeye tabi olana tabi olunur.
 Ahmet Nafiz YAŞAR /Semerkand Dergisi
 Çekin içinize Gül(er)lerin kokusu geldi mi...?
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 17/11/2009 - "Mâdem ki Allah´ın takdîri böyle,O böyle olmasını istiyor,varsın


Image Hosted by ImageShack.us
"İyi bir insanın gönlüne herhangi bir şey yüzünden bir kötülük gelirse, bu boş yere gelmez!
O sezişi, o anlayışı Hakk´ın anlayışı bil, vehim bilme! Müminin gönlündeki nur, o anlayışı levhinden, levh-i mahfûz´dan okumuştur!
Güzel huylu Yâkup peygamber de, kardeşleri Yûsuf için izin almak istedikleri zaman
Yâkup, ´´Şunu biliyorum ki, onun benim yanımdan ayrılması gönlümü yakıyor, içime dert, bir mahzunluk getiriyor!
Şu gönlüm beni hiç aldatmaz, hiç yalan söylemez! Çünkü gönülde, arş nûrunun parıltısı var!
Yâkup´un gönlüne gelen şey, bu işteki fesadın, kötülüğün kat´i bir delîli fakat, kazâ ve kaderden korunması mümkün değildi!
İçine belirli şüpheler düştüğü halde, yine de Yûsuf´u gönderdi. Çünkü, kazâ ve kaderden korunması mümkün değildi!
Şu kazânın, şu kaderin çeşit çeşit, renk renk işleri, gözbağları var, "Allah ne dilerse o olur."
Gönül, kaderin hünerini hem bilir, hem bilmez, mührünü basmak, hükmünü yürütmek için demiri bile mum gibi yumuşatır.
Gönül der ki,
"Mâdem ki Allah´ın takdîri böyle, O böyle olmasını istiyor, varsın olsun"

HZ.MEVLÂNÂ (K.S) - MESNEVİ ŞERİF
 
 
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/11/2009 - Vuslat kapısına bir bâd-ı saba da benden ulaşsın“Selam Ey Yâr”

  

 

"Vefa,hicran içindeki gönle merhem,çöldeki son yeşile ab-ı hayat...
Vefa,ızdırap yangınına düşen rahmet..
Mecnun misali Leyla'dan geçip Mevla'ya hicret...
Hatırlar mısın,neydi vefa?
Ezelde verilen söze,Haşr'e kadar sadakat miydi?
Karasevdalı birinin,kar ve boranın kucağında yüreğiyle ısıttığı bir kardelen mi?
Kupkuru çölle
ri cennete çeviren Gül'e sevdalı olmak mı?
Dikenlerin batmasına aldırmadan,güle vuslat arzusuyla kanayan bülbül bilir vefayı.
Nuruna hasret olduğu Mübarek Yüz'e bir zarar gelmesin diye bütün hünerimi ortaya koyan mağaradaki örümcek bilir vefayı.
Vuslat kokulu uykusuz gecelerde Yar arzusunun adıdır vefa.
Sevda bülbülünün kanı damlayınca karanlık bir geceye,vefa nağme kesilip çınlar seherler boyunca.Belki de bir daha açılmayacak olan dost kapısını terk etmeyişin sırrına ermektir vefa... Vefasız gülüşler serpildi kanayan yaralara...Vefanın bahtına vuslat yerine gurbetler düştü.Beklentisiz sevmeler maziye karıştı,yapılanlar karşılık bekliyor artık.
Yıldızların sızısı her gece biraz daha artıyor Samanyolu'nda.
şimdi geceler vefasızlıkla bölünmede...
Ayın on dördünde sema,şimdilerin vefasız dostlarına nazar edip ağlamakta.
Hatırladın mı,neydi vefa?Vefa, bahta düşen cefa da olsa,safa libası giymektir.."
Muhabbetullah.Com
Image Hosted by ImageShack.us 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/10/2009 - “Seni tesbih ederim (sen her türlü noksanlıktan uzaksın) A

O BÜYÜK NİZAMA TESBİHLERLE KATILMAK

"Bulutsuz bir gecede gökyüzünü seyretmekten hoşlanır mısınız bilmiyorum. Böyle bir gecede ışıl ışıl gökyüzünü seyretmenin, manevi bir haz ve gönül huzuruna vesile olduğunu düşünüyorum. İrili-ufaklı binlerce yıldız, gezegen ve onların arasında dolaşan bir dünya... Akıllara durgunluk veren bir nizam ve en ince ayrıntıların bile düşünülüp hesaplandığı bir denge... Seyrettikçe açılıyorsunuz, hafifliyorsunuz ve adeta yıldızların arasında dolaşıyorsunuz
İsteseniz de istemesenizde, bu harikulade nizam size kurucusunu ve sahibini anlatıyor. O’nun büyüklüğü karşısında kendinizden geçiyor, varlığınızı adeta sıfırlıyor ve O’na teslim oluyorsunuz.
Bu tefekkür muhitinde dolaşırken, O Yüce Yaratıcı’nın işaret buyurduğu bir hakikat düşünce dünyanıza doğuyor: Yaratıcı kudretin her an bütün varlıklarla ilgili olmasına karşılık, aynı zamanda bütün varlıklar da yaratıcılarını anıyor. Yani her şey O’nunla irtibatlı.
Evet; yerde ve göklerde bulunan her şey, devamlı olarak Allah’ı tesbih ediyor. Hadid, Haşr ve Saf surelerinin birinci ayetleri ve bu gerçeği bildiren daha birçok ayet, en küçük parçasına varıncaya kadar bütün varlıkların yaratıcısı ile ayrı ayrı ve özel bir münasebete sahip olduklarını ortaya koyuyor: Bir tarafta Allah’tan varlıklara doğru her şeyi şekillendiren ve ayakta tutan yaratıcı kudret, diğer tarafta aynı kudretin düzenlediği ama varlıklardan Allah’a doğru devam eden kulluk ve ibadet. İki yönlü muazzam bir nizam.
Alemdeki bu büyük nizam içerisinde kendinizi, daha doğrusu insanoğlunu düşünüyorsunuz. Allah, diğer bütün varlıklar gibi insanı da o büyük nizamın bir parçası kıldı. Fakat insanı bir yönü ile diğer varlıklardan ayırdı. Bütün varlıklar. Allah’ın iradesine tabi olarak O’nu tesbih ederken, insana bir irade verdi. İşte o iradesini kullanarak, kainattaki bu genel nizama kendi tercihiyle katılmasını istedi.
* * *
Uçsuz-bucaksız gökler ve siz... Düşünmeye devam ediyorsunuz. Nihayet, Alemlerin Rabbi’nin insana olan merhametini ve şefkatini hatırlıyorsunuz. Yerde ve göklerde kurduğu akıllara durgunluk veren bu büyük nizamı, Vakıa süresindeki bazı ayetlerde rahmetinin bir tecellisi olarak nasıl anlattığını düşünüyorsunuz.
”Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz yoksa biz miyiz?” “Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz yoksa biz mi?” “Peki içtiğiniz suya ne dersiniz? Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa Biz mi?” “Ya yaktığınız ateşe ne dersiniz? Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?”
Bundan sonra Allah, insanın kainattaki bu nizama ve oradaki ortak zikre katılmasını şöyle emir buyurur:
”Öyleyse Yüce Rabbin’in ismini tesbih et!” (Vakıa/74)
* * *
Tesbih, Allahu Tealâ’nın birliğini, yaratıcılığını kabul edip, O’nun her türlü noksanlıktan uzak olduğunu ifade etmektir. Yani bir zikir ve dua. Tesbih eden insan, kulluğunun ve acziyetinin farkındadır; eksikliklerin kul oluşundan kaynaklandığını bilir. Buna karşılık Allahu Tealâ’nın her türlü noksanlıktan ve ihtiyaçtan uzak olduğunu, ortağı ve benzerinin bulunmadığını bütün varlığı ile kabul eder.
Kainatın ortak dili olan tesbih, Rasulullah A.S. tarafından her namazda açış duası olarak okunmuş. Biz de tıpkı O’nun gösterdiği gibi en yüce huzura tekbir ile durduktan sonra, “sübhanekellahümme...” diyerek başlarız tesbihe. Ve şunu söyleriz o duada:
“Seni tesbih ederim (sen her türlü noksanlıktan uzaksın) Allahım.
Sana hamd ederim (her türlü kulluk ve kulların rablerine yapabilecekleri her türlü övgü sana layıktır).
İsmin çok mübarek, şanın pek yücedir.
Senden başka ilâh yoktur.”
Şafiî mezhebine mensup olanlar ise Fahr-i Alem A.S. Efendimiz’in bir diğer uygulamasını esas alarak “veccehtü vechiye lillezi....” diye başlayan başka bir dua okurlar. Bu duada da kul, Allah’a olan teslimiyetini ve yönelişini şöyle dile getirir:
“Allah’ı bir bilerek ve O’na gönülden teslim olarak, yüzümü gökleri ve yeri yaradana çevirdim. Ben müşriklerden değilim.
Şüphesiz, namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi Allah içindir.
O’nun ortağı yoktur.
Bana emrolunan budur. Ben müslümanlardanım.”
İlâhî huzurda tesbih ile böyle başlayan niyazımız, rukûda ve kulun Rabbi’ne en yakın olduğu an olan secdede yine tesbih ile devam eder:
“Sübhane Rabbiye’l-azîm: Azim olan Rabbimi tesbih ederim.”
“Sübhane Rabbiye’l-a’lâ: Yüce Rabbimi tesbih ederim.”
* * *
Evet; her tesbihte, bütün varlıkların arzdan arşa yükselen niyazına katılırız. Allah’ın kurmuş olduğu o büyük nizamın iradeli ve şuurlu bir parçası olduğumuzun farkına varırız. Bütün varlığımızla elinde bulunduğumuz yaratıcı kudrete irademizi ve gönlümüzü teslim eder, gerçek huzura kavuşuruz...
  Mehmet IŞIK 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
2563
Sultanım...! Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey'at ettik Rabbinden bize ne getirdi isen amenna Duyduk, itaat ettik Ya Rasulallah Sen hâlâ kırk yaşındasın Ve hâlâ ümmetinin başındasın...(S.A.V)








hulos
dernekli
sonsuzlukkervani
vird
benyako
nuralemi
salihax
omermuhtar
mevlana1
pitircik1984
tillsim
emin06
digilak
sohbetsevenler
alir
fatih96
destebasi
guldiyarindan
geceesintisi
fzehra
yadiyaran
rufeydem
dervis35
usta28
rahmetyagmuru
ummahindostlari




Image Hosted by ImageShack.us




2563





Sohbetsevenler
Fatih96
Emin06



RAHMET YAĞMURU
igrayla




Image Hosted by ImageShack.us



Image Hosted by ImageShack.us



Check Web Rank



Sultanlar Diyarı
İslami ve Temiz İçerikli Siteler Listesi
Toplist , Topsites , Siteler , islami siteler , Topislamic , islamic , islamic sites , islami topliste , Topsite , Topsites , islam , islami
Visitor Map

Sitenizesayac.com



EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Sonraki Sayfa Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:63
| Sonraki Sayfa